27° Az bulutlu
  • EURO
  • DOLAR

Afrika’nın giriş kapısı Sudan – Kenan Toprak

ABONE OL
Güncel Haberler - 02/13/2020 13:23 A A



Sudan, Hz. Ömer devrinden bu yana Müslümanların Afrika’ya giriş kapısı olmuştur. Bu durum Selahattin Eyyübi ile Osmanlı devleti zamanında da devam etmiştir. Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılında Mısır’ı fethiyle, Sudan’ın kuzey ve batı bölümleri Osmanlı yönetiminin hâkimiyetine girmiştir. Sudan’ın Osmanlı-Mısır idaresinde kaldığı dönemlerde birçok altyapı ve üstyapı projeleri hayata geçirildi. 1882’de Mısır’ın İngilizlerce işgal edilmesi sonrası 1885 yılında Osmanlı hâkimiyeti fiilen son buldu. Bu dönemden sonra sömürgeci İngilizler tarafından şekillendirilen Sudan,  1956 yılında bağımsızlığını elde edinceye kadar İngiliz ve Mısır idaresi altında kaldı. Türkiye, 1956’daki bağımsızlığından sonra Sudan’da bir büyükelçilik açan ilk ülkeler arasında yer aldı.

Sudan’ın 1956 yılında İngiliz-Mısır yönetimine karşı tam bağımsızlık kazanması, ülkede yeni bir dönemin başlangıcı olmuştur. Ancak bu tarihten sonra sürekli darbeler ve büyük çatışmalara sahne oldu. Bütün bunlarla birlikte ülkede yaşanan iç savaş ve Darfur’da yaşanan insanlık dramları eklendi. Sudan, Güney Sudan’ın 9 Temmuz 2011’de bağımsız olmasından önce Afrika’nın en geniş yüzölçümüne sahip ülkesi konumundaydı. Güney Sudan’ın ayrılması, Sudan için ekonomik bir felaketti, çünkü ülkenin petrol üretiminin yüzde 75’inin gerçekleştiği zengin petrol sahaları Güney Sudan’da bulunuyordu. Güney Sudan’ın bağımsızlığını ilan etmesinin ardından Sudan ekonomisi toparlanmakta zorlandı ve kriz noktasına ulaştı.

Ülkede yaşanan birçok sorundan sonra, 2018 yılında, yüksek ekmek fiyatları ve ekonomik durumun genel olarak bozulması nedeniyle, aylarca devam eden geniş çaplı protestoların başlamasına yol açtı. Birçok sivilin öldürüldüğü protestolar sonrasında Sudan Devlet başkanı Ömer El Beşir’in 30 yıllık baskıcı yönetimi 11 Nisan 2019’da, ordunun yönetime el koymasıyla son buldu. Yaşanan gelişmelerden sonra ülkede sivil liderliği ve demokratik olarak seçilmiş bir hükümet talep eden protestocuların çatı örgütü olan “Özgürlük ve Değişim Güçleri Birliği” (ÖDGB) yöneticileri ile  “Geçici Askeri Konsey” (GAK) arasında görüşmeler başladı. Bu süreçte Sudan’ın geçiş dönemine girmesiyle birlikte, süreci yönlendirmek için darbe yönetime kazançlı teklifler sunan Suudi Arabistan ve BAE’nin ekonomik teklifleri, bu her iki ülkenin Sudan’a açıktan ilgilendiğini gösterdi. Hiç şüphesiz Sudan’ın karşı karşıya kaldığı ekonomik zorluklar karşısında, şimdi veya gelecekte bu tür yaklaşımlar cazip gelse de, Sudan’ın egemenliğini tehdit etmekle birlikte ve elde edilen kazanımların bütünlüğünü zora sokabilir. Türkiye, yaşanan darbe süreci ve sonrasında, Sudan’da barış ve istikrar çağrısında bulunmuş ve ülkenin kısa sürede iyileşmesini temenni etmiştir. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ise Türkiye’nin Sudan ile “köklü” ilişkilerin sürdürülmesini desteklediğini yaşanan durumun “ulusal uzlaşma” yoluyla barışçıl bir şekilde üstesinden gelinmesi gerektiğini belirtmiştir.

Ülkede son birkaç yıldır devam eden ekonomik sorunlarla birlikte, Sudan’ın kuzeydoğusundaki Atbara kentinde ekmek ve benzin zamları sonrası yakıt ve ekmek sıkıntısının yaşanmasına tepki olarak başlayan  ve ardından ülke genelinde rejim karşıtlığına dönüşen gösteriler sonrası yaşanan rejim değişikliği, Ekim 1964 ve Nisan 1985’te yaşanan devrimleri takiben Sudan’da rejim değişikliği getiren üçüncü devrim oldu. Nisan ayındaki askeri darbenin ardından, “Askeri Geçiş Konseyi” ile “Özgürlük ve Değişim Güçleri Birliği” arasında uzun süren müzakereler sonrası anlaşmaya varılması üzerine Başbakan Abdullah Hamduk başkanlığındaki 18 üyeli kabine yemin ederek geçiş döneminin ilk hükümeti olarak göreve başladı. 39 ay sürecek olan geçiş döneminde,  konseye 21 ay asker, 18 ay ise bir sivil başkanlık edecek. Geçiş sürecinin tamamlanmasının ardından seçimlere gidilecek ve asker, yönetimi tamamen sivillere devredecek.

Hiç şüphesiz, yeni yönetim organlarının önümüzdeki birkaç yıl içinde vereceği kararlar, yalnızca Sudan’ın gelecek rejimini değil, jeopolitik olarak dinamik bir bölgede gelecekteki uyumunu da belirleyecektir. Orta Doğu ile Sahra Altı Afrika arasındaki kavşakta yer alan Sudan, jeopolotik önemi nedeniyle birçok ülkenin ilgisini çekiyor ve geçiş dönemi hükümeti ile bu dönemde kurulacak ilişkiler önem arz etmektedir.

Osmanlı Mirası Sevakin Adası

1517’de Mısır’ın fethiyle Osmanlı yönetimine geçen, Yavuz Sultan Selim Han’ın askeri karargâhı olan Sevakin adası 400 yıl doğrudan Osmanlı Devleti tarafından yönetildi. Kuzeydoğu Sudan’da bulunan Sevakin, Afrika’nın hac kapısı olarak Mekke ve Medine’ye hac için seyahat eden Afrika Müslümanlarının kullandığı ana liman ve Doğu Asya’dan Afrika ve Avrupa’ya gelen tüccarların yolculuğunda da önemli bir nokta olan ticaret ve kültür merkezi olarak Sudan’ın en önemli Kızıldeniz limanıydı.

Sudan’ın ana limanı olan Sevakin, 20. yüzyılın başlarında kuzeyde yeni bir liman olan Sudan Limanının inşa edilmesiyle stratejik ve ticari önemini yitirdi. Ancak Türkiye’nin Sevakin adası liman tesislerini yeniden inşa etmek ve genişletmek için 2017 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Sudan ziyareti sırasında Sudan yönetimiyle vardığı karşılıklı mutabakat sonrası bölge bir kez daha uluslararası rekabete konu oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan, ticaret, turizm, eğitim, ormancılık, madencilik, bilim, teknoloji ve hepsinden önemlisi stratejik ve askeri işbirliği konularında 650 milyon dolar değerinde 12 işbirliği anlaşması imzaladı. Türkiye’nin bir zamanlar Osmanlı İmparatorluğu’nun bir parçası olan Kuzey ve Sahra Altı Afrika’daki Osmanlı dönemindeki etkisini canlandırma çabası olarak gören Suudi Arabistan, Mısır ve BAE gibi ülkeler endişeye kapıldı. Sevakin adasının Cidde limanına yakınlığı göz önüne alındığında, ada da var olacak Türk varlığının Suudi topraklarına yakın olması Suudi yönetimini daha da endişeye sevk etmektedir. Bu ülkeler, Türkiye’nin Sevakin Adasını askeri amaçlar için kullanacağı yönünde algı oluşturarak Türkiye-Sudan ilişkilerini zedelemek istemektedir. Ancak bu ülkelerin endişelerinin tam aksine Türkiye’nin adadaki restorasyon işlemleri, bölgeyi bir turist merkezi ve Kızıldeniz’i Mekke’ye gelen hacılar için bir geçiş noktası olarak düşünüyor. Aynı zamanda, Türkiye’nin ada üzerindeki kontrolü, Kızıldeniz’deki nakliye üzerinde önemli bir etkisi olabileceği anlamına da geliyor. Türkiye, pek çok açıdan, ekonomik bağları güçlendirmek ve stratejik derinlik kazanmak için Afrika ile tarihi ilişkilerini yeniden canlandırmak istiyor, ancak özellikle bazı körfez ülkeleri Türkiye’nin neo-Osmanlıcılığı temsil etme korkusuyla Afrika’da Türk varlığına şüpheyle bakıyorlar. Ancak Türkiye, Afrika’da uyguladığı samimi politikalar ve stratejiler ile bölge halkının yakınlığını ve memnuniyetini kazanmıştır.

Sonuç olarak,  Suudi Arabistan, Mısır ve Birleşik Arap Emirlikleri gibi ülkeler Sudan’da yaşanan darbe sonrası darbe yönetimi üzerinde baskılarını artırmış, aynı zamanda yeni yönetim ile de bağlarını devam ettirmiştir. Bu baskıların kanalize olduğu konuların başında ise Türkiye ve Sudan arasında anlaşmaya varılan Sevakin adası gelmektedir. Kızıldeniz ve çevresindeki uluslararası ilginin yoğunlaşması ve jeopolitik rekabetin artması, Sevakin adasının önemini artırırken, Sudan’daki yeni yönetimin Sevakin adası ile alacağı kararlar gelecekte Türkiye-Sudan ilişkilerini belirleyecektir. Bu süreçte hiç şüphesiz bölgesel güçler çıkarlarını korumak amacıyla Sudan rejimini yönlendirmeye çalışacakları aşikârdır.

Kaynak: genclikdiplomasi.com

Bu haber 62 kez okundu.
ABONE OL
Güncel Haberler - 13:23 A A


BENZER HABERLER

YORUM BIRAK

YORUMLAR

Hiç yorum yapılmamış.
Gazete Haberi Android Uygulamamızı İndirin